Havza Haber Ajansı Çeviri Grubu'nun haberine göre Hizbullah Genel Sekreteri Şeyh Naim Kasım, İmam Humeyni'nin vefat yıldönümü ve son siyasi gelişmeler hakkında bir bildiri yayımladı.
Hizbullah Genel Sekreteri Şeyh Naim Kasım'ın İmam Humeyni'nin (k.s) vefat yıldönümü ve siyasi durumlar hakkındaki bildirisinin tam metni şu şekildedir:
Bismillahirrahmanirrahim
Hamd, peygamberlerini ve onların efendisi Resulullah Muhammed'i (s.a.a.) hidayet ve hak din ile gönderen; onlardan sonra masum, temiz ve pak hidayet imamlarını, seçkin sahabeleri ve alimleri, insanlık için bir kurtuluş, direniş ölçüsü ve örnek olmaları için görevlendiren Allah'a mahsustur.
İmam Humeyni'nin Mirası ve İran İslam İnkılabı
Dinin ihyacısı ve müstekbirlerin zorbalığını paramparça eden merhum yüce İmam Humeyni'ye selam ve saygılar olsun...
Yüce Allah, İmam Humeyni'nin (k.s) hareketinin ve İran'daki ilahi inkılabın gerçekleşmesiyle insanlığı muvaffak kıldı. Bu inkılap; Amerika'nın İran ve zenginlikleri üzerinde hakimiyet kurduğu, bölgedeki ve dünyadaki birçok ülkeyi zulüm ve baskı yoluyla sömürgeleştirdiği, buna karşılık Sovyetler Birliği'nin de dünyanın başka bir bölümünde hegemonya kurduğu bir dönemde gerçekleşti.
Bu inkılap hak, adalet, bağımsızlık, seçim özgürlüğü, İslami birlik, insana saygı, zulme ve işgale karşı direniş ile dünyadaki mustazafların desteklenmesi ilkelerine dayanan ilahi ve İslami bir temelle başladı. İran İslam Cumhuriyeti halk oylamasıyla kuruldu, anayasasını ve yasalarını hazırladı ve "Ne Doğu, Ne Batı" olduğunu ilan etti.
İmam Humeyni (k.s), dini açıdan ve fikri ve kültürel tercih bağlamında, insani, sağlam ve adil bir yaşam tarzını seçmek isteyen herkes için hak çizgisinin tecellilerinden biridir. Bu nedenle dünyadaki pek çok halk kitlesi, özellikle diğer fikri, maddi veya düşmanca seçeneklerle kıyaslandığında meşru bir hak olan onun rehberliğini, imani ve Rabbani vizyonunu benimsemeye koştu.
Ne Batı ne de Doğu, İmam Humeyni'nin (k.s) rehberliğindeki siyasi deneyiminde İran'ın rahat bırakılmasına izin verdi! Bu nedenle müstekbirler, İslam Cumhuriyeti nizamını devirmek amacıyla, Irak rejimini kullanarak küresel ve bölgesel güçlerin seferberliğiyle İran'a karşı sekiz yıllık bir savaş başlattı. Bu nizam; milyonlarca fedakarlık, ekonomik ve uluslararası kuşatma karşısında liderinin, halkının, devrim muhafızlarının, ordusunun ve seçkinlerinin direnişiyle savaşa göğüs gerdi.
Tüm zorluklara ve meydan okumalara rağmen İran her düzeyde ilerledi; başkalarının iç işlerine karışmazken özgürlükçü hareketleri ve hak cephesini destekledi. Onun en parlak ve büyük duruşu, tüm bölge ve hatta tüm dünya için bir tehlike oluşturan cani İsrail işgaline karşı direniş hareketlerini desteklemek ve Kudüs'ün kurtuluşu için Filistin halkının yanında yer almak olmuştur.
İmam Humeyni, hakkı ve insan onurunu savunan Rabbani lider modelidir. Buna karşılık tağuti (zorba) model; savaş, kaos, suç, kadın ve çocuk katliamı, tarımın ve neslin yok edilmesini küresel çapta yayan Amerika, İsrail ve diğerleridir. Gazze, dünyanın gözü önünde bu suçların açık bir örneğidir. İzzet, insan onuru ve direniş için kimi seçeceğiz? Yaşam tarzımızda İmam Humeyni'yi örnek aldığımız, direnişi ve hakkı savunduğumuz için Yüce Allah'a şükrediyor ve gurur duyuyoruz.
Neden Amerika, Batı ve işbirlikçileri kırk yedi yıldır İran'a karşı savaş yürütüyor? Neden onu kuşatıyorlar? Neden onu tüm ülkelerin meşru hakkı olan savunma gücüne sahip olmaktan mahrum bırakmak istiyorlar? Neden uluslararası yasalara göre izin verilen barışçıl uranyum zenginleştirmesini engellemek istiyorlar?
Cevap şudur: Onlar İran'ı bir direniş, adalet ve bağımsızlık modeli olarak kabul etmiyorlar; aksine İran'ın kendi çıkarlarına ve zorbalıklarına boyun eğmesini, teslim olmasını istiyorlar!
Amerika ve İsrail rejimi İran'a karşı iki savaş başlattı ve bu süreçte Rabbani lider İmam Hamaney'e (k.s) ve çok sayıda askeri, siyasi ve nükleer komutana suikast düzenlediler; sivilleri ve çocukları okullarında katlettiler, sivil tesisleri yıktılar... Bunlar, nizâmı devirmek ve İran'ı kontrol altına almak için tüm dünyanın gözü önünde yapılan açık zulüm ve saldırılardı. Ancak Hüseyin'in yolunda, fedakarlık ve feragatle yetişmiş bu büyük Humeyni milleti karşısında başarılı olamadılar ve olamayacaklar. Bu millet, Allah'ın izniyle, salih halef Rehber Ayetullah Müçteba Hamaney'in (Allah gölgesini daim etsin) rehberliğinde parlayacaktır.
Lübnan'daki direniş, bölgedeki gaspçı düşmandan toprakları kurtarmak için İmam Humeyni'nin (k.s) yönteminden ve düşüncesinden ilham almıştır. Ancak biz; hiçbir kimsenin kölesi olmamak için Rabbimize itaat etme arzusuyla, nesillerimizin kendi vatanlarında, vatandaşlarıyla birlikte bağımsız yaşamaları için kendi topraklarımız ve kendi milletimiz için savaşıyoruz. Bu direniş, İmam Musa Sadr'ın (Allah onu sağ salim geri döndürsün) ektiği bir tohum ve ümmetin şehitlerinin efendisi Seyyid Hasan Nasrallah'ın yoludur. Direnişe inanan ve bu yolda fedakarlık yapan çeşitli siyasi güçler ve gruplarla da birlik içindedir.
Siyasi Durum, Müzakereler ve Lübnan'ın Egemenliği
Adaletin önderi ve hakkın yardımcısı olan Emirül Müminin Ali'nin (a.s.) velayeti ve Gadir Bayramı ile aynı zamana denk gelen İmam Humeyni'nin (k.s.) vefat yıldönümünde hakkı pekiştirmek amacıyla, bu büyük günlerin etkisindeki siyasi durumumuzu değerlendiriyoruz.
Karşılaştığı büyük zorluklara rağmen, İsrail ve Amerikan saldırganlığına karşı topraklarımızı ve hakkımızı geri almamızda bize yardımcı olan İran'a teşekkür ederiz. İran, kendisine yönelik saldırıların durdurulmasının bir parçası olarak Lübnan'da kapsamlı bir ateşkesin tesis edilmesi için dimdik ayaktadır.
Washington Deklarasyonu ve Doğrudan Müzakerelerin Reddi
Lübnan için beyhude, aşağılayıcı ve utanç verici olan doğrudan müzakerelerden, Lübnan halkının geniş kesimleri tarafından tamamen ve kısmen reddedilen sonuçlar ortaya çıkmıştır. Bu sonuçlar, Amerika ve İsrail'in Lübnan'ı "Büyük İsrail" projesine teslim etmek için hedeflediği temel ilkeleri çizen Washington Deklarasyonu ile eş zamanlıdır.
Herhangi bir anlaşmanın başlangıç noktası olarak temel hedefin direnişin silahsızlandırılması olması, Lübnan'ın gücünün idam edilmesi ve direnişçi halkımızın soykırımı için varoluşsal bir tehdit anlamına gelmektedir. Bu, İsrail'in savaşla elde edemediğini siyasetle elde etmesi için Lübnan'ı yıkmaya, istikrarsızlaştırmaya ve Lübnanlılar arasında İsrail lehine fitne çıkarmaya yönelik bir bildiridir. Şehitlerin, yaralıların, esirlerin ve bu büyük fedakar milletin kanını korumak, izzet ve onur isteyenler için bu, imkansızdır; zira biz şehitlerin emanetine, vatanımıza ve gelecek nesillerin istikbaline ihanet edecek kimselerden değiliz! Bu bildiri, Lübnan halkının bir bölümünü yok etmek ve geri kalanını köleleştirmek için hazırlanmış bir yol haritasıdır.
Hayali bir "ateşkes" sloganı altında güvenlik yoluna girilmesi ve saldırıların devam ettiği, askeri baskıların sürdüğü bir ortamda bunun "Hizbullah ateşkes ilan etmeli ve savaşçılar güney sahasını terk etmeli" şeklinde yorumlanması, aslında teslimiyet, yenilgi ve düşmanın hedeflerinin gerçekleşmesi demektir; bu beklenti tıpkı şeytanın cennete girme hayali gibidir!
Direnişin Duruşu ve Şartları:
* Biz sadece saldırıların tamamen durdurulmasını, ateşkesin sağlanmasını ve İsrail'in geri çekilmesini istiyoruz.
* Ateşkes kapsamlı olmalıdır; Güney ile Lübnan'ın diğer bölgeleri arasında bir ayrım yapılmamalı ve İsrail düşmanına Lübnan topraklarında serbestçe katliam yapma özgürlüğü tanınmamalıdır.
* İşgal devam ettiği sürece direniş de devam edecektir.
* Biz hiç kimseye saldırılara karşı direnmeyeceğimize veya onlara karşılık vermeyeceğimize dair bir taahhütte bulunmadık. Saldırılar devam ettiği sürece elimizdeki tüm güçle onlara karşı koyacak, karar verdiğimiz ve gücümüzün yettiği her yerde onları hedef alacağız.
* Köylerimiz güvende olmadığı, bombalanıp yıkıldığı ve insanlarımız öldürüldüğü sürece, İsrail yerleşimleri de güvende olmayacaktır.
Peygamberlerin katilleri topraklarımızda huzur bulamayacaktır. Allah'tan gelen yardım ve desteğe tevekkül ederek, direnişin cesur kahramanlarının yiğitliğiyle, büyük fedakarlıklar yapan, direnişi desteklemekte kararlı olan ve bizim de kendilerine değer verdiğimiz eşsiz, büyük milletimizin desteğiyle ve şehitlerin kanlarının bereketinden faydalanarak onları topraklarımızdan çıkarana ve saldırılarını durdurana kadar düşmanlarla savaşacağız. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
"O topluluğu takip etmekte gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı çekiyorsanız, şüphesiz onlar da sizin acı çektiğiniz gibi acı çekiyorlar. Üstelik siz Allah'tan onların ummadığı şeyleri umuyorsunuz. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir." (Nisa Suresi, 104).
Biz bu Hüseynî direnişin zaferine inanıyoruz:
"Müminlere yardım etmek üzerimizde bir haktır."
Lübnan'ın Egemenliği ve Çözüm Yolu
Temel hedef Lübnan'ın egemenliği olmalıdır ve bu yalnızca tek bir çözümle gerçekleştirilebilir:
1. İsrail'in Lübnan'a yönelik her türlü saldırısının (karadan, havadan ve denizden) durdurulması.
2. Ordunun Litani Nehri'nin güneyine konuşlanması için düşmanın Lübnan topraklarından geri çekilmesi.
3. Esirlerin serbest bırakılması.
4. Halkın tüm köylerine geri dönmesi ve ülkenin yeniden inşası.
Biz, "direnişin varlığı" ile "saldırıların durdurulması ve İsrail'in geri çekilmesi" arasında hiçbir bağ ve ilişki kabul etmiyoruz. Ayrıca hiç kimsenin, siyasi, ekonomik ve sosyal yaşamlarını düzenlemek amacıyla Lübnanlılar arasında Lübnan'ın iç işlerine karışmaya veya ülkelerinin egemenliğiyle çelişen ve kendi üzerlerinde uzlaşacakları "Ulusal Güvenlik Stratejisi" çerçevesinde ülkenin korunmasına aykırı kararlar dayatmaya hakkı yoktur.
Saldırılar karşısında, hepimiz için bir güç kaynağı olan ulusal birliği vurguluyoruz.
Görevini yerine getirmesi ve Lübnan'ın kendi siyasi tercihlerinden kaynaklanan iç boşlukları ve bölünmeleri ele alması konusunda sorumluluğu devlete yüklüyoruz; zira bu tercihler Lübnan toplumunun ulusal mutabakatını, anayasal ilkeleri ve barışçıl bir arada yaşama formülünü temsil etmemektedir. Devlet, ülkemize yönelik İsrail saldırganlığına karşı Lübnanlıların birliğini sağlayacak adımlar atmak ve diyaloglar başlatmakla yükümlüdür; zira bu saldırı hepimize yöneliktir. Bu toprakların evlatlarına yaraşan, öncelikle saldırganlığa karşı birlikte mutabakata varmaları ve ardından sorunlarını anayasa, Taif Anlaşması, vatandaşların birliği ve barış içinde birlik çatısı altında çözmeleridir.
Yetkililerden, "doğrudan müzakereler" olarak adlandırılan bu maskaralığı ve hakareti durdurmalarını istiyoruz; böylece sizin yönetiminiz altındaki, düşmanların da kesinlikle boyun eğeceği "egemen devlet" ekseninde tüm milletinizin desteğini alarak daha da güçlenirsiniz.
yorumunuz